|
Nasıl Aranır? |
İçindekiler |
Sonraki sayfa |
Önceki sayfa |
Sonraki İsabet |
Önceki İsabet |
Ara |
Ana Sayfa |
Parlâmenter hükümet sistemi, devletin, şekline bağlı değildir. Monarşilerde de, cumhûriyetlerde de yaşayabilir. Fakat otoriter ve totaliter rejimlerle bağdaşmaz. Parlâmenter hükümet sistemi, İngiltere’de doğdu. Tıpkı kuvvetler ayrılığı prensibi gibi parlâmenterizm de insan kafasından doğmuş mücerret bir sistem olmayıp, târihî bir gelişmenin muayyen bir devresindeki prensip ve unsurları ihtivâ eylemektedir. Yâni önce tatbikatı görülmüş, sonra kitaplarda formüle edilmiştir.
Parlâmenter rejimde kuvvetler ayrılığı gâyet yumuşak, organların birbirleriyle münâsebetleri ve faaliyet ortaklığı gâyet sıkıdır. Parlâmenter rejimde hiçbir büyük devlet işi yoktur ki, parlâmento ile hükümetin elele verip ortak çalışması sonucu olmasın. Her iki organın da birbirlerinin faaliyet sahalarında karşılıklı olarak hak ve yetkileri vardır. Meselâ kânunların yapılmasında, teklifinde, müzakeresinde hükümetle parlâmento ortak çalışırlar.
Parlâmenter hükümet sisteminde kuvvetler arasında eşitlik ve denge prensibi olduğu için, parlâmento gerektiğinde hükümeti düşürebilmekte, hükümet de şartların gerçekleşmesi hâlinde parlâmentoyu feshederek seçimlere gidebilmekte, halkın reyine mürâcaat edilmektedir. Her iki kuvvet arasındaki eşitlik ve denge prensibi sonucu bir kuvvetin diğerini ezmesinin önüne geçilmek istenmiştir.
Parlâmenter rejimde, devlet başkanı aslında yetkisiz olduğu için sorumsuzdur. Bu sorumsuzluk siyâsî bakımdandır; yoksa devlet reisi de hukuk ve cezâ kânunları önünde bir vatandaş olarak sorumludur.
Parlâmenter rejimde, devlet başkanı, devlet işlerini tâyin ettiği başbakan ve onun seçeceği bakanlar tarafından gördürür. Bakanlar kurulu aslında devlet başkanına âit olan, fakat sorumsuz olduğu için kullanamadığı yetkileri kullanır. Devlet Başkanının sorumsuzluğuna karşılık, başbakan ve bakanlar parlâmentoya karşı sorumludur. Bu sorumluluk münferit ve müşterek olmaktadır; yâni hem her bakan kendi faaliyet sahasına giren işlerden tek başına, hem de bütün bakanlarla başbakan birlikte sorumlu olmaktadır. Bu bakımdan parlâmenter rejimde şâyet hükümet tek bir partiye mensup üyelerden kurulmuşsa o hükümet istikrarlı olmakta; koalisyon şeklindeki hükümetlerse istikrarlı olmamaktadır.
Kabine, parlâmenter sistemde devlet başkanı ile parlâmento arasında bir köprü, irtibat organı vazifesini görür. Dolayısıyle hükümet parlâmenter sistemin mihenk taşı durumundadır. Bu yüzden parlâmenter sisteme “Kabine Hükümeti” denilmektedir.
Başbakan parlâmenter rejimde en önemli siyasî şahsiyettir. Bunun içindir ki bu sistemde hükümetler çoğu kere başbakanların adları ile çağırılırlar. Erim Hükümeti, Ulusu Hükümeti, Özal Hükümeti gibi. Fakat bu otorite başbakanın omuzlarında taşıdığı ağır yükün bir icabıdır. Hülâsâ, kabinenin durumu geniş ölçüde, başbakanın gayret ve kâbiliyetine bağlıdır.
Parlâmenter rejimde parlâmentolar da bulunmak zorundadır. Parlâmentonun iki meclisli veya tek meclisli olması parlamenter hükümet sisteminin varlığı için önemli değildir. İngiltere’de Avam ve Lordlar Kamarası olmak üzere iki meclislidir. Türkiye’de 1961 Anayasası iki meclisli bir parlâmenter sistem getirdiği hâlde; 1982 anayasası tek meclisli bir parlâmenter sistem öngörmüş ve cumhûriyet senatosu kaldırılmıştır. Böylece frenleme vazifesi yerine engelleyici bir fonksiyon ifâde eden cumhûriyet senatosu kaldırılarak isâbetli bir davranışta bulunulmuştur.
Memleketimizde hâlen 1982 Anayasasının öngördüğü parlâmenter sistem uygulanmaktadır. Gerçekten 1982 Anayasası yasama organı ile yürütme organı arasında bir “eşitlik ve denge” kurmak istemiştir. Gerçi cumhurbaşkanlarına normal parlâmenter rejimdeki statüsünden fazla bir yetki verilmiştir. Fakat günümüzdeki parlâmenter rejimlerde yürütme organının yasama organına nazaran biraz daha fazla yetkilere sâhip olduğu görülmektedir. Bu yetki artışı parlâmenter rejimin esâsını bozmamaktadır. Bizdeki parlâmenter rejim Fransa’daki yarı başkanlık sistemiyle İngiltere’deki parlâmenter rejimin arasında bir yer işgâl etmektedir. Bu hâliyle daha çok Almanya’daki sisteme benzemektedir. Buna “Neoparlâmenter” sistem, yâni “Yeni Parlâmentarizm” denilmektedir. Artık dünyânın hemen hiçbir yerinde eski parlâmenter rejim görülmemektedir. Şimdiki parlâmenter rejimde yürütme organı daha yetkilidir. Bu durumda parlâmenter rejimin temel prensibi olan güçler arasındaki “eşitlik ve denge” prensibi yürütme organı lehine bozulmuştur. 1982 Anayasası da bu tip bir parlâmenter sistemi kabul etmiştir.
PARLÂMENTO;
Alm. Parlament (n), Volksvertretung (f), Fr. Parlement (m), İng. Parliament. Yasama gücüne ve yetkisine sâhip meclis veya meclisler. Parlâmento lügat mânâsıyle, müzakere eden, yâni bir karara varmak üzere, belli mevzular üzerinde konuşan heyet demektir. Parlâmento kelimesinin doğuş yeri İngiltere’dir. On üçüncü yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanmıştır.
İngiltere’de krallar, devletin işlerini görüşmek ve özellikle yeni bir vergi koymak istedikleri zaman, devlet erkânından başka, halk tarafından da mebuslar seçilmesini emreder ve bunları bir meclis hâlinde toplardı. Meseleler görüşüldükten sonra, karar meclisi dağılırdı. Memleketin dört bir köşesinden gelen mebuslar, mebusluk hakkını kaybederek evlerine dönerlerdi. Kral tekrar bir istişarede bulunmak isterse yeniden seçimler yapılır ve yeni bir meclis meydana getirilirdi. Böylece bir sene içinde üç defâ seçim yapılır, üç yeni meclisin toplandığı görülürdü. Meclisin belli bir zamânı ve müddeti yoktu. Esâsen bu meclis tamâmiyle ihtisasî mâhiyette bir meclisti. Sonradan bu usûl değiştirilmiş ve daha pratik bir usûl konulmuş. Neticede, seçilen milletvekillerinin üç dört sene gibi daha uzun bir zaman vazifede kalmaları ve “parlâmento” adı verilen bir meclis meydana getirmeleri sağlanmıştır. Daha sonra parlâmenter rejim İngiltere’de yerleştikten sonra, parlamento bu rejimin unsurlarından biri hâline gelmiştir.
İngiltere’de parlâmento iki meclislidir. Bunlardan biri zengin ve soyluların meydana getirdiği Lordlar Kamarası, diğeri ise halkın temsilcilerinden meydana gelen Avam Kamarasıdır. On üçüncü yüzyılın başlarında İngiltere’de Lordlar Kamarası daha ağır basıyordu. Sonraları, Lordlar Kamarasının parlâmentodaki gücü zayıfladı. Avam Kamarası daha güçlü hâle geldi.
Hemen hemen bütün dünyâ devletlerinde üye sayıları ve yetkileri ülke şartlarına göre değişen parlâmentolar mevcuttur. Her ülkede kânun yapmak, yeni kurallar tespit etmek yetkisi parlâmentolara verilmiştir. Eskiden kânun yapmak yetkisi de krallara âit olduğu için, parlâmentonun doğuşu büyük mücâdeleler sonucu gerçekleşmiştir. Özellikle Fransız târihi bu tip mücadelelerle doludur. Parlâmento tek meclisli veya birden fazla meclisli olabilmektedir. İngiltere’de, ABD’de, Fransa’da iki meclisli parlâmento mevcuttur. Türkiye’de 1876 Kânun-ı Esâsî iki meclisli, 1921 ve 1924 Teşkilât-ı Esâsiye Kânunları tek meclisli, 1961 anayasası iki meclisli 1982 Anayasası tek meclisli, parlâmento usûlünü kabul etmiştir.
Parlâmentolarda bulunan milletvekili sayısı da ülke şartlarına göre değişmektedir. Parlâmentonun kaç kişiden meydana geleceği her ülkenin kendi anayasası ile belirlenmiştir. Meselâ Türkiye’de 1982 Anayasası, parlâmentonun 400 milletvekilinden teşekkül etmesini hükme bağlamış; daha sonra yapılan değişiklikle 450’ye çıkarılmıştır. 1961 Anayasası ise 600 kişilik bir parlâmento kabul etmişti. Bunun 450 üyesi Millet Meclisinde 150 üyesi ise Cumhûriyet Senatosunda bulunuyordu. Ayrıca 27 Mayıs 1960 ihtilâlini yapan Millî Birlik Komitesi üyeleri, ömür boyu Tabiî Senatör olarak Cumhûriyet Senatosu üyesi sayılmışlardı. Bunların dışında 15 üye de Cumhûriyet Senatosuna Cumhurbaşkanı tarafından Kontenjan Senatörü olarak tâyin ediliyordu. 1982 Anayasası ile bütün bu lüzumsuz fazlalıklar kaldırılmıştır.
Parlâmento çalışmaları alenî olarak cereyan eder. Yâni isteyen vatandaşlar parlâmento çalışmalarını tâkip edebilir. Fakat parlâmento gizli kalmasını istediği önemli konuları görüşürken kapalı toplantılar da yapabilir. Parlâmentoda oyların sayımı muhtelif şekillerde olabilir. Kapalı zarf usûlü, ayağa kalkarak veya parmak kaldırmak gibi usûllerle oylama yapılabilir. (Bkz. Büyük Millet Meclisi)
PARMAK İZİ;
Alm. Fingerabdruck (m), Fr. Empreinte (f) digitale, İng. Fingerprint. Parmakların son eklemi ve uç kısmındaki kıvrımların meydana getirdiği iz. Parmak izi insan vücudunun tabiî hâlinden istifade edilerek bulunmuş ve bugün şahıs tespitinde çok fazla kullanılan bir metoddur.
İnsan vücûdunun dış derisinde bulunan her kıvrımda ter gözenekleri vardır. Bunların herbiri iç deriye kadar uzanır. Her gözenek orada çiviye benzeyen ve “Papila” denen iki sıralı çıkıntılarla iç deriye sanki çivi atmış gibidir. Bu sebeple dış deri hasara uğrasa, hattâ tamâmiyle dökülse bile, bu Papilalar yine de parmak izinin tespiti için yeterlidirler. Yine, yeni çıkan derilerdeki izler de eskisinin aynısı olurlar. Fakat iç deride bulunan papilalar tamâmiyle kaybolursa o zaman parmak izini tespit etmek mümkün olmaz; zîra bu durumda parmak içi kıvrımları tamâmen kaybolmaktadır.
Parmak izinin târihçesi: Parmak izi sisteminin bulunuşu çok eski târihlere dayanır, fakat bu izden istifâde temek oldukça yenidir. Eski literatürde parmak izi konusunda bâzı kayıtlar varsa da bu kayıtlarda parmak izinin kullanılması husûsunda herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. İlk önce, Nehemiah Grew (1684), Marcello Malpighi (1686) ve J. E. Purkinje (1823) gibi anatomistler insanların parmaklarındaki kıvrımların bâzı özellikleri bulunduğuna dikkat çekmekle berâber, bu izlerden faydalanma metodlarını belirtmemişlerdir.