|
Nasıl Aranır? |
İçindekiler |
Sonraki sayfa |
Önceki sayfa |
Sonraki İsabet |
Önceki İsabet |
Ara |
Ana Sayfa |
Halvetiyye yolu dört kola ayrılmıştır. Bu kollardan da pekçok şubeler ortaya çıkmıştır.
Birinci kol; Ömer Rûşenî hazretleriyle başlayan Rûşeniyye koludur. Seyyid Yahyâ Şirvanî’nin halifesi olan Dede Ömer Ruşenî Aydınlıdır. Tahsilini Bursa’da yaptıktan sonra Bakü’ye giderek Seyyid Yahyâ Şirvânî hazretlerine talebe oldu. Onun sohbetinde olgunlaşıp, insanlara İslamiyeti anlattı. 1487 senesinde Tebrîz’de vefât etti. Rûşeniyye kolundan Diyarbakır’lı İbrâhim Gülşenî’nin kurduğu Gülşeniyye ile Sezâiyye ve Halvetiyye şûbeleri meydâna gelmiştir.
İkinci kol; Cemâliyye koludur. Çelebi Halîfe diye meşhur olan Cemâleddîn Aksarâyî hazretleri tarafından kurulmuştur. Merzifon ve Amasya’da yetişip İstanbul’a gelen Cemâleddîn Aksarâyî İstanbul’un Kocamustafapaşa semtinde câmi, medrese, dergâh ve imâret kurdu. Halvetiyye yolunu yaydı. Hac yolculuğu sırasında Şam’da vefât etti. Yerine halifesi ve damadı Sünbül Sinan Efendi geçti. Onun yoluna da Sünbüliyye adı verildi. Halvetiyye yolunun Cemâliyye kolundan Şâbâniyye, Nasûhiyye, İbrâhimiyye, Assâliyye, Bahşiyye, Karabâşiyye, Çerkeşiyye şûbeleri doğdu.
Üçüncü kol; Şemseddîn Ahmed Marmaravî’nin kurduğu Ahmediyye koludur. Bu koldan çıkan şûbelerin en önde gelenleri Nûreddîn Cerrâhi tarafından kurulan Cerrâhiyye ve Niyâzî-i Mısrî tarafından kurulan Mısriyye’dir. Ramazâniyye, Buhâriyye, Raûfiyye, Cihangiriyye, Sinâniyye, Uşşakiyye şubeleri de bu koldandır.
Dördüncü kol; Şemsiyyedir. Kurucusu Kara Şems diye meşhur olan Şemseddin Ahmed Sivâsî hazretleridir.
Halvetiyye yolunun kolları ve şûbeleri arasında büyük bir farklılık yoktur. Küçük farklılıklar ise daha çok giyimdedir. Anadolu ve Rumelide en çok dergâhı bulunan tarikatların başında Halvetiyye yolu gelir. Bu kolların ve şûbelerin şeyhi olan zâtların çoğunun kabri Anadolu’dadır.
Zikr-i Cehrî’yi (sesli zikri) esas alan Halvetiyye yolunda Esmâ-i Seba denilen Lâ ilahe illallâh, Allâh, Hû, Hak, Hayy, Kayyûm, Kahhar isimleri anılırdı. Toplu zikirlerde Deverân, yâni ayakta halka teşkil edip dönerek zikretmek usûlü de vardı.
Halvetîler diz çöküp kıbleye karşı otururlar her türlü dünyevî düşünce ve şekilleri zihinlerinden silerler, sâdeceAllahü teâlâyı düşünürlerdi. Lâ ilahe illallah zikrini 33 ve 165 kere tekrar ederler, sonra Allah İsm-i Celâlini daha sonra da Esmâ-i Seba’dan Hû, Hak, Hayy, Kayyûm, Kahhâr isimlerini zikrederlerdi. Hazret-i Ali vâsıtasıyle Peygamber efendimize ulaşan silsilesi şöyledir: Muhammed aleyhisselâm, hazret-i Ali radıyallahü anh, Hasan-ı Basrî, Habîb-i Acemî, Dâvud-i Tâî, Mârûf-ı Kerhî, Sırrî-yi Sekâtî, Cüneyd-i Bağdâdî, Mimşâd ed-Dîneverî, Muhammed Dîneverî, Ömer Bekrî, Abdülkâhir Bekrî, Kutbeddîn Ebherî, Muhammed Nehhâs Buhârî, Muhammed Tebrîzî, Cemâleddîn Şirâzî, İbrâhim Zâhid Gîlânî, Sâdeddin Fergânî, Kerimüddîn Muhammed bin Hür-ül-Halvetî, Sirâceddîn Ömer Halvetî.
Çeşitli kolları ve şûbeleri düşünülürse Halvetiyye yolunun Müslüman-Türk toplumu üzerinde en çok tesiri olan tarikatlerden olduğu görülür. Mensupları arasında her sınıftan ve her meslekten insanlar vardı. Sultan İkinci Bâyezid’in yanındaki Cemâl Halvetî, Yavuz Sultan Selim’in yanındaki Sünbül Sinan Efendi, Kanûnî Sultan Süleyman’ın yanındaki Merkez Efendi, Halvetiyye yoluna mensuptular. Sünbül Sinan Efendi ve Merkez Efendinin İstanbulda kendi adlarıyla anılan mahallelerdeki türbeleri, bugün bile büyük kitleler tarafından ziyâret edilmektedir.
HAMAM
;
Alm. Türk, Badehaus; Privatbad (n), Fr. Bain turc, bain (m), İng. Turkish bath, bathroom. Yıkanılacak sıhhî yerlere, genel olarak verilen ad.
Hamam
, özel bir düzenle ısıtılarak, sıcak ve soğuk suyu bulunan ve üzeri kubbeli, kâgir yapıdır. Şimdikiler ise genellikle betondur.
Hamamın çok eski bir târihi vardır.
Hamam
daha Romalılar zamanında biliniyordu. Vezüv Yanardağının patlamasından sonra küller altında kalan Pompei şehrinde yapılan kazılar, Romalıların kullandıkları hamamları ortaya çıkarmıştır. Bu hamamların yalnız temizlik için değil, zevk ve eğlence için de yapıldığı anlaşılmaktadır. Romalılarda sınıf farkı olduğu için, hamamlarda kölelerle asillerin giriş kapıları ve yıkandıkları yerler ayrılmıştı. Roma hamamlarında ayrıca buhar banyosu yeri, soğuk ve sıcak su havuzları da vardı.
Yalnız, Hıristiyanlığın bozulmuş şekli yayıldıktan sonra, batı dünyâsında
hamam
ve temizlenme yavaş yavaş unutuldu. Ortaçağda Hıristiyanlar, ilk doğdukları zaman papas tarafından vaftiz suyunda yıkandığı için, bundan sonra yıkanmak, taasuplarına göre yasak ve günâhtı. Yıkananların birçok hastalıklara yakalanacağı zannediliyordu. Bu sebeple kadınlar olsun, erkekler olsun, yıkanmadıklarından dolayı kirlenip pis kokarlardı. Kadın ve erkekler bu pis kokuyu önlemek için ağır kokular sürünürlerdi. On altıncı yüzyılın ünlü heykelcisi Michel Angleo’ya babası, yazdığı bir mektubunda; “Yıkanmaktan sakın, her türlü hastalık sudan gelir, bilirsin. Gerekirse adam tut, kirlerini kazıt ama, sakın yıkanma!” diyordu.
Türkler, târihî asâletleri ile temiz bir millettir. İslâmiyeti kabul etmeleri ve İslâmiyetin temizliğe ait hükümlerini büyük bir titizlikle uygulamaları neticesinde bilhassa, İstanbul’un fethinden sonra burada ve devletin dört bir yanında binlerce
hamam
yaptılar. Türklerde İslâmiyetin emirlerinin gereği olarak her evde
hamam
bulunurdu. On yedinci, yüzyılda, yalnız İstanbul’da 168 adet büyük çarşı hamamı vardı.
Türk hamamları ve özellikleri:
Türk hamamları başlıca üç kısma ayrılır: 1) Soyunma yerleri; 2) Yıkanma yerleri: a. Soğukluk, b.
Hamam
; 3) Isıtma yeri: Külhan.
1. Soyunma yerleri: Geniş bir sofa ve bunun çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler.
2. Yıkanma yerleri: Soğukluktan geçilerek girilen
hamam
kısmına denir. Burası da bâzı bölümlere ayrılır: “Kurna başı” denilen herkesin teker teker yıkandığı yer, “halvet” adı verilen kapalı ve yalnız başına yıkanma hücreleri. Bir de üzerine uzanıp ter dökülen “göbek taşı” bulunur. Burası, hamamın mermer kaplı zemininden daha yüksek yapılmış ve çeşitli geometrik şekillerde olabilen yerdir.
3. Isıtma yeri-Külhan: Hamamın altında olup burada ateş yanar. Ateşten yükselen alev ve duman, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, “tüteklik” adı verilen bacadan çıkar.
Külhandaki ocağın üzerinde sıcak su kazanı, onun da üzerinde soğuk su deposu bulunur. Ocağın dip kısmındaki birkaç kanal, hamamın yıkanma yerinin ortasındaki göbek taşının altına kadar uzanır. Ocakta yanan odunların tesirli alev ve dumanları, bu kanallardan göbek taşının altına gider. Bu taşın altındaki karanlık yer çok ısındığından buraya “cehennem” denir.