|
Nasıl Aranır? |
İçindekiler |
Sonraki sayfa |
Önceki sayfa |
Sonraki İsabet |
Önceki İsabet |
Ara |
Ana Sayfa |
1840’ta İngiliz William Henry Fox Talbot, gümüş iyot ile kaplanmış bir kâğıttan negatif ve pozitif kısımlar elde edileceğini göstermiştir. Yarım dakikalık bir ışıkta kalmadan sonra, negatif gallik asit ve gümüş nitratlı banyodan geçirilmekteydi. Işık görmeyen gümüş iyodun sodyum tiosulfate veya hipoya geçmesiyle resim tesbit edilebiliyordu. 1847’de Fransız Niepce de Saint-Victor, ışığa hassas maddeleri toplayıp cama sürerek daha ileri gelişme sağladı. İngiliz Frederick Scott Archer, 1851’de kolodyum ve banyo için pirogallik asit kullandı. Kolodyumu kullanmadan hemen önce cama sürülmesi ve yaş olarak banyodan geçirilmesi önemli bir zorluk çıkarmaktaydı. Ancak bu yolla binlerce resim elde edilmiştir.
Modern film 1870’te jelatin emülsiyonun kullanılmasıyla başladı. Bu madde ışığa hassas gümüşü alta bağlıyor ve ışığa hassaslığı artırıyordu. Kullanımdan önce sürülebilmesi ve resmi negatifte uzun zaman tutup, banyoyu istenilen zamanda yapma imkânı vermesi çok büyük kolaylık sağlıyordu.
FİLO;
Alm. Flette (f), Fr. Flette (f), İng. Fleet. Aynı hizmeti yapmaları için görevlendirilen ve bir kumanda altında bulunan gemi ve uçaklardan meydana gelen birliğin adı. Ticâret ve balıkçı gemilerinden meydana gelen birliklere de filo adı verilir. Hava Kuvvetlerinde uçakların cinsine ve yaptıkları görevlerine göre filolara isim verilir: Avcı filosu, av bombardıman filosu, keşif filosu, nakliye filosu gibi.
Eskiden yelkenli gemilerin kullanıldığı zamanlarda, firkateynden daha küçük gemilerden meydana gelen gemi birliklerine de filo denirdi. Bugün bir milletin denizlerde gezdirdiği gemiler, taşıtlar ve ticâret araçlarının hepsine birden ticâret filosu adı verilmektedir.
FİLOKSERA (Phylloxera vitifoliae);
Alm. Reblaus (f), Fr. Pylloxére (m), İng. Phylloxera. Familyası: Asmabitigiller (Phylloxeridae). Yaşadığı yerler: Asmaların yaprak ve köklerinde. Özellikleri: Asmaların yaprak ve köklerini emerek şişkinlikler meydana getirir. Bitkiyi kurutur. 1-1,5 mm kadar uzunlukta kirli sarı renkli böceklerdir. Çeşitleri: Yaprak ve kök formları vardır.
Bağda (asmada) zarar yapan homojen kanatlılar (Homoptera) takımına bağlı küçük bir böcek. “Asmabiti” de denir. Amerika menşeli bir zararlıdır. İlk defâ yabânî Amerikan asmalarında (Vitis riparia ve V. rupastris üzerinde) rastlanmıştır. Göçlerle Amerika’dan Avrupa’ya geçmiştir. Yurdumuzda 1881 yılından itibâren ilk defâ Trakya taraflarında görülmüştür. Asmanın kök ve yapraklarında yaşayan iki formu vardır. Gelişimini asmada tamamlar. Uzun emici hortumlarıyla yaprak ve kökleri emerler. Emme sonucu kök ve yapraklarda urlar (şişkinlikler) meydana getirirler. Bitkinin zayıflamasına, veriminin düşmesine ve zamanla kurumasına sebeb olurlar. Filokseraya karşı yapılan zirâî mücâdele çalışmaları kesin netîce vermemektedir.
Hayat dönemlerinin çoğunu kanatsız olarak geçirirler. Asma köklerinde yaşayan ergin filoksera, yaklaşık 1 mm boyunda, kirli sarı renkte ve sırtı esmer lekelidir. Uzun bir emici hortumu vardır. Kuvvetli bacaklara sâhiptir. Filoksera emdiği asma köklerinin ucuna bir madde salgılayarak köklerde şişkinlikler yapar. Genç köklerde ortaya çıkan sarımsı yuvarlakça şişkinliklere“tüberozite” adı verilir. Kök filokserası; kanatlılar, rüzgar, yağmur suları, insan, heyelan, köklü, köksüz asma fidan ve çubuklar gibi aracılarla yayılır. Yaprakta yaşayan formu ise daha büyük olup, 1,5-1,7 mm kadardır. Yapılan araştırmalarda Amerikan asmalarının kök filokserasına karşı dayanıklı ve bağışıklı olduğu gözlenmiştir.
Bunun sonucu olarak ABD’nin doğusunda yetişen ve filokseraya karşı bağışıklık kazanmış olan yabâni Amerikan asma anaçları üzerine yerli asmalar aşılanarak, bağlar bu zararlıdan korunmuştur. Böylece dünyâda aşılı bağcılık doğmuştur ki, buna yeni bağcılık da denir. Kök formu % 60’tan fazla kumlu topraklarda yaşayamaz. En iyi mücâdele yolu, toprağın durumuna uygun Amerikan asma anaçları dikmeli ve bunların üzerine istenilen yerli asma çeşitleri aşılanmalıdır. Bu en garantili ve ekonomik yoldur. Bu usûl birçok yerlerde başarıyla sürdürülmektedir. Başka bir tedbir olarak filoksera ile bulaşık bağ, sonbaharda yaprakların sararıp dökülmeye başladığı dönemde 50-60 gün su altında bırakılırsa, kök formları boğulur. Ayrıca m2ye 24 gr (CS2) karbon sülfürün toprağa tatbîki tavsiye edilmekte ise de, bu iş güç ve tehlikelidir.
Filokseranın gelişimi: Asma bitlerinin hayat devri oldukça karışıktır. Yılda 6-8 döl verirler. Eşeyli ve eşeysiz (partenogenetik) üreyen formları vardır. Partenogenetik (döllemsiz) çoğalan kanatsız dişilerin kısa antenleri 3’er, kanatlılar (seksuparlar) 5’er halkalıdır. Cinsel çoğalan kanatsız dişi formlarda ise, 4’er halka mevcuttur.
Kökte yaşayan kanatsız formlar (radisikol) yaz sonlarında veya sonbaharda toprak yüzeyine çıkarak partenogenetik üreyen ve göç edebilen kanatlı formlara dönüşürler. Bu kanatlı dişiler (sexuparae), asmanın dal, yaprak veya toprak yüzeyine değişik büyüklükte yumurtalar bırakırlar. Büyük yumurtalardan, barsaksız ve emici hortumdan mahrum kanatsız dişiler çıkar. Küçük yumurtalardan da, barsak ve emici hortumu bulunan kanatsız erkek filokseralar çıkar. Bunlar aralarında eşleşirler. Eşleşen dişiler, birer tek yumurta yumurtlayarak asma kabuk pullarının altına yapıştırırlar. Bu yumurtalar pulların altında kışlarlar. Bunlardan baharda kanatsız formlar çıkar. Yapraklarda yaşayıp gal yaptıklarından, gallikol (gallicol) adını alırlar. Bitkilerin dal ve yapraklarında meydana gelen yumru ve şişkinliklere, gal veya bitki uyuzu denir. Partenogenetik (döllemsiz) çoğalarak kendileri gibi kanatsız formlar üretirler. Bunlardan bâzıları köklere geçerek döllemsiz çoğalmalarına devâm ederler. Kökte yaşayanlara radisikal (radicicol) denir. Bâzı radisikoller (yukarıda bahsedildiği gibi) sonbaharda toprak yüzüne çıkarak kanatlı seksuparlara (farklı cinsiyetli yavru veren) dönüşürler. Filokseranın çeşitli formları ihtivâ eden hayat devri, Amerika asmalarında görülür. Avrupa asmalarında ise, çoğunlukla yalnız kök formlarına rastlanır.
FİLOLOJİ;
Alm. Philologie f, Fr. Philologie f, İng. Philology. Yazıya geçen eski lisanlarla mevcut dillerin eski ve yeni şekillerini inceleyen bilim kolu. Edebî yazılarda, noktalama işâretleri, dilbilgisi ve kelimelerin kullanış ve şekil değişiklikleriyle meşgul olur. Ayrıca lisanları birbirleriyle karşılaştırmalı olarak inceler. Filolojiden günümüzdeki modern linguistik, yâni lisan bilgisi ortaya çıkmıştır.
Yazılı olarak ve akademik çevrede “filoloji” kelimesi hâlâ kullanılıyorsa da, bunun kullanış sâhası genellikle linguistikin kapsamına girer. Bu bilim dalı ile uğraşanlara filolog denir.
FİLTRE (Süzgeç);
Alm. Filter m (n), Filtrierapparat (m), sieb (n), Fr. Filtre m, İng. Filter. Çeşitli gâyelerle kullanılan süzme elemanı. Çok farklı sahalarda kullanılan filtrenin, kullanıldığı yere göre değişik bir yapısı ve çalışma sistemi vardır. Bu farklılığa rağmen, ana görevi süzme işlemi olduğundan, hepsi filtre olarak adlandırılır. Bir sıvı içinde bulunabilecek katı veya hamur hâlindeki maddeleri ayırmaya yarayan elemanlara filtre denildiği gibi, elektrikle herhangi bir sinyalin (akım, gerilim vs.) frekansının istenmeyen kısımlarını veya parazitleri ayırmaya yarayan devre sistemleri ve optikte istenmeyen renkteki ışıkları ayırmaya yarayan sistemler de filtre olarak kabul edilir. Ayrıca hava gibi gaz hâlindeki akışkanlar içinde bulunabilecek tozları ayırmak veya süzmek için de filtre denen elemanlar kullanılır.
Sanâyide yağ, yakıt vs. sıvıları süzmeye yarayan sıvı süzücü filtrelerin süzdürücü kısmı, pamuklu bez, selüloz ve asbest gibi sık dokulu madenî ve mesamatlı (gözenekli) maddelerden meydana gelir. Belli bir basınca göre çalışan bu filtrelerde süzme işini kolaylaştırmak için sıvının içine fizikî ve kimyevî özellikleri bozmayan kizelgur gibi maddeler eklenir. Bu filtreler basit ve sanâyi filtreleri olarak gruplandırılır. Dikdörtgen veya silindirik kaplardan meydana gelen basit filtrelerde mesamatlı çeşitli süzme elemanları kullanılır. Bunların bujili, zarlı, kolodyumlu, mesamatlı, levhalı, topraklı gibi tipleri vardır. Havalandırma tertibatlarında kullanılan hava filtrelerinde süzme işlemi için mesamatlı dokular, madenî kafesler veya tozların yapışarak ayrılması için geniş yüzeylere sâhip levhalar kullanılır. Tozların yapışmasını kolaylaştırmak için çeperlere yapışkan sıvılar sürülür. Hatta havanın akış istikameti sık sık değiştirilerek merkezkaç kuvvetin tesiriyle savrulan tozların çeperlere çarpıp yapışması sağlanır. Sanâyi filtrelerinin çalışma prensibi aynıdır. Fakat ebat olarak daha büyüktür. Yağlama yağlarındaki parafini ayırmada da kullanılan tambur filtrelerde çökelen maddeler bir bıçakla kazınarak ayrılır. Diğer bir sanayi filtresi şeker fabrikaları gibi yerlerde damıtma işlemi için kullanılan pres filtreleridir.
Ayrıca yağlama yağlarının sürülmesi gibi yerlerde kullanılan ultra filtrelerde süzücü kısmı kağıt sütunlar meydana getirir. Sütunların içindeki hava boşaltıldığında, sıvı dışardan içeri girer. İçindeki tozlar ise sütunun dışına yapışıp kalır. Sütunun içi tekrar basınçlı olduğunda bu tozlar çeperlerden ayrılır ve atılır. Pistonlu motorlarda yanma havasını süzmede kullanılan yağ banyolu filtreler, bir yağ banyosuyla birleştirilmiş ve dokuma veya elyaflı malzemelerden meydana gelen bir kapsülden ibarettir. Yabancı tozlar yağın yüzeyini yalayarak geçerken yapışıp kalırlar.
Elektrikî sinyallerde istenmeyen frekansları ayırmaya yarayan elektrikli filtreler, frekansa göre özellikleri değişebilen kondansatör ve indüktans gibi devre elemanlarıyla meydana getirilen devrelerden ibarettir. Bâzı filtre devreleri düşük frekanslı sinyalleri geçirip yüksek frekanslı sinyalleri süzerler. Bunlara alçak geçirimli filtre denir. Buna ters olarak çalışanlar ise yüksek geçirimlidir. Bazıları ise hem alçak, hem yüksek frekanslı sinyalleri süzüp sadece belirli bir aralıktaki sinyalleri geçirirler. Bunlar bant geçirimli filtre olarak adlandırılır. Radyolarda istenen frekanstaki istasyonun bulunması bu tür filtrelerle sağlanır. Radyodan başka televizyon, radar ve telefon gibi yerlerde de elektrikî filtrelerden faydalanılır. Alçak geçirimli bir filtre devresi, direnç (R) ve kondansatör (C) seri bağlanarak, yüksek geçirimli bir filtre devresi, direnç (R) ve indüktansı (L) seri bağlanarak elde edilir. Bant geçirimli filtre devresi ise bu üç elemanın bir araya gelmesiyle meydana gelir.