|
Nasıl Aranır? |
İçindekiler |
Sonraki sayfa |
Önceki sayfa |
Sonraki İsabet |
Önceki İsabet |
Ara |
Ana Sayfa |
KABUKLULAR (Crustacea);
Alm. Krusten, Krebs-tiere, Krustazeen, Fr. Crustacés, İng. Crustaceans. Eklembacaklılar şûbesinin zengin bir sınıfı. 25.000 kadar türü bilinmektedir. Çoğu deniz ve tatlı sularda, az bir miktarı ise karaların nemli bölgelerinde yaşar. Hepsi kanatsızdır. Kabuklu dış iskeletleri, yarık ayak şekilli bacakları, iki çift antenleri ve solungaç solunumları karakteristiktir. (Böceklerde bir çift anten bulunur. Akrep ve örümcekler ise antensizdir.)
Vücutları baş, göğüs ve karın bölmelerinden meydana gelir. Bâzılarında baş ve göğüs kaynaşmıştır. Bunlara, başlıgöğüs (sefalotoraks) denir. Vücut, kitinden bir kabukla örtülüdür. Deri hücrelerinin salgısı olan bu kutikula, dış iskelet vazifesini görür. Bu kabuklar, vücudu dış etkilerden korur, kaslara tutunma yeri sağlar ve su kaybını önler. Büyümeye mâni olduğundan zaman zaman atılarak değiştirilir. Bâzılarında CaCO3 ve SiO2’in birikmesiyle direncini arttırır. Kabuk, vücudun her tarafında aynı kalınlıkta değildir. Oynak yerlerde incelerek hareketi kolaylaştırır.
Çoğu ayrı eşeyli, iri yapılıdır. Türlere göre bacak sayıları farklılık gösterir. Bâzı kabuklularda, göğüs bacaklarının dibine bağlı olan ve dışarı doğru sarkan solungaçları, kabuğun yanlarında bulunan birer odacık içinde yer alır. Bâzı türlerde ise, düzleşmiş karın bacakları solungaç görevini îfâ eder. Küçük türlerde ise hiç solungaç bulunmaz, bunlar vücutlarının bütün yüzeyiyle solunum yaparlar. Tesbih böcekleri, kütükler veya taşlar altında ve çürümüş bitkisel yiyecekler üstünde bulunur. Havanın oksijenini alabilen hassas solungaçlarının nemli kalması için rutûbetli yerlerde yaşamak zorundadırlar. Yengeç, karides, ıstakoz, su piresi (Daphnia), siklops (Cyclops), langust, balina biti ve tesbih böcekleri en iyi bilinen kabuklulardır.
KABURGA
;
Alm. Rippe (f), Fr. ôte (f), İng. Rib. Göğüs kemiği ve omurlarla birleşerek göğüs kafesini yapan, sağ ve solda 12 tâne olmak üzere toplam 24 tâne olan yassı kemiklerin her biri. Göğsü çevreleyerek göğüs kafesinin paralel kemiklerini yaparlar.
Kaburgaların başları omurga sistemi ile eklem yapar. Kaburgalar birbirinin altında arada mesâfe bırakacak şekilde sıralanırlar. Gövdeleri ise öne doğru kıvrılıp, aşağı eğim yaparlar. Kaburgaların yönleri değişiktir, üsttekiler alttakilerden daha az eğimlidir. Dokuzuncu kaburgada eğim en fazladır, daha sonra azalır. Birden yedinciye kadar uzunlukları artar. On ikiye kadar azalır. Genişlikleri yukarıdan aşağıya gittikçe azalır. İlk iki ve son üç kaburganın yapıları özeldir. Diğerleri “tipik kaburgalar”olarak adlandırılır. Üstteki 7 çift, göğsün önünde kıkırdakla eklem yaparak göğüs kemiğine bağlanır (gerçek kaburgalar). 8, 9 ve 10. çiftler yalancı kaburgalar diye adlandırılır, 7. kaburganın kıkırdağı ile birleşirler. 11 ve 12. çiftler (yüzen kaburgalar) serbest olarak sallanırlar, göğüs kemiği ile bağlantı yapmazlar. Birinci çiftin haricinde cilt altından kaburgaların dış yüzleri hissedilebilir. Birinci çifti köprücük kemiği örter. Alt iç yüzlerindeki olukta bir sinir bulunur. Temiz kan damarı ve kirli kan damarı taşınır.
Ana görevleri: Akciğerleri, kalbi ve karaciğeri mekanik olarak korumak ve destek sağlamak, soluk alıp vermede diaframa yardımcı olmaktır. Ayrıca kaburgalar, omuz ve karın kasları için geniş bir taban meydana getirirler.
Soluk alırken kaburgalar yukarı kalkar. Bu hareket diaframın hareketi ile birlikte göğüs boşluğunun genişlemesine ve böylece akciğerlerin içine burundan hava dolmasına sebep olur. Göğsün genişlemesi; beyin sapındaki soluk alma merkezinin sinir yolları vâsıtasıyla
kaburga
kaslarına sinyal yollaması sonucu gerçekleşir. Bu kasların kasılması ile kaburgalar arasındaki mesâfe artar. Soluk almadan sonra diğer
kaburga
kasları kaburgaları tekrar bir araya çeker ve göğüs kafesini daraltıp soluk vermeyi sağlar.
Kaburga
kemiklerinin ilikleri, vücudun kan yapma sisteminin önemli bir kısmını meydana getirir. Bu yüzden
kaburga
iliği, uzun kemik iliklerinin aksine kırmızıdır, sarı yağ dokusu azdır.
Hastalıkları: Kemiğin raşitizm, osteoporoz gibi sistemik hastalıkları, kaburgaları etkileyebilir. Göğüs kafesinin esnekliği yaşlılarda görülen müzmin bir akciğer hastalığı olan amfizem’de azalır. Bu hastalıkta kaburgalar öne doğru ilerler ve yuvarlak, sâbit bir fıçı göğsü meydana gelir. Göğüs ve karın cerrâhîsinde iç organlara daha rahat müdahale sağlamak için birkaç kaburganın bâzı parçaları çıkarılabilir.
Kaburgalar kırılmaya nisbeten dayanıklıdır. Çünkü eğitimi sâyesinde darbelere karşı koyabilir. Kırıklarının tedâvisinde, yatak istirahati ve kaburgayı tesbit edici bandajlar kullanılır. Nâdiren boyun veya karın bölgesinde fazla
kaburga
bulunabilir. Boyundaki bir fazla
kaburga
, kolun kan dolaşımını, sinir iletimini bozabilir.
Memelilerde
kaburga
sayısı genellikle karını da koruyacak şekilde 12’den fazladır. Yılanlar kaburgalarını sürünmek için kullanırlar.
KÂ’B-ÜL-AHBÂR;
Tâbiînin tanınmışlarından. Yemen’de doğdu. Müslüman olmadan önce, Yahûdî âlimlerinin büyüklerindendi. Künyesi Ebû İshâk’tır. Resûlullah’ın zamânına yetişti. Ancak bu sırada Müslüman olma nîmetine kavuşamadı. Bir rivâyete göre, İslâmiyetle şereflenmek üzere Resûlullah’ın huzûruna çıkmak için hazırlanmıştı. Fakat Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin vefâtını ve bâzı Arapların irtidâdını, yâni dinden çıkışlarını duyunca geri döndü.
Hazret-i Ömer zamânında Müslüman olmuş ve onun hilâfeti sırasında Medîne-i münevvereye gelmiştir. Daha sonra Humus’a yerleşmiş ve hazret-i Osmân zamânında 652 (H.32) yılında vefât etmiştir. Vefâtı hakkında başka târihler de bildirilmiştir.
Kâ’b-ül-Ahbâr buyuruyor ki:
“Allahü teâlâ, mümin kulunu sevdiği zaman, Cennette onun derecesini yükseltmek için, dünyâyı ondan uzaklaştırır. Kâfir kuluna gazab ettiği zaman, onu dünyâda râhat kılıp, sevindirir. Böylece onu Cehennemin aşağı derecelerine düşürür.”
“Dünyâdan ancak Allahü teâlânın takdir ettiği kadar ele geçer. Lâkin kulun sebeplere yapışıp, çalışması gerekir. Böyle yaparsa, emre uymuş olur.”
“Cehennemde dört köprü vardır: Birincisinde akrabâsı ile münâsebeti kesenler, ikincisinde üzerinde borç bulunanlar, üçüncüsünde taşkınlık ve azgınlık yapanlar, dördüncüsünde zulmedenler oturur.”