Nasıl Aranır?
Nasıl Aranır?
İçindekiler
İçindekiler
Sonraki sayfa
Sonraki sayfa
Önceki sayfa
Önceki sayfa
Sonraki isabet
Sonraki İsabet
Önceki isabet
Önceki İsabet
Bu kitabı ara
Ara
Ana Sayfa
Ana Sayfa


DÖRDÜNCÜ RİSÂLE
BİRLEŞELİM ve SEVİŞELİM

İslâm düşmanları, bindörtyüz seneden beri, kılınçla, topla İslâmiyyete karşı koyamadılar. Saldırılarında dâimâ zarar etdiler. İslâm dîni her yere yayıldı. Müslimânların, îmân dolu göğüslerine hançer saplıyamıyacaklarını anladılar. Müslimânları ma’nevî cebheden vurmağı, îmânlarını, ahlâklarını bozmağı düşündüler. Bunun için, islâmiyyeti içerden yıkmağı plânlaşdırdılar. Bu hücûmu yapanların başında yehûdîler ve ingilizler gelmekdedir.

Hazret-i Ömer ve hazret-i Osmân zemânlarında, islâmiyyet Asyada ve Afrikada hızla yayılınca, Abdüllah bin Sebe’ isminde Yemenli kurnaz bir yehûdî, müslimân görünerek, Mısrlıları aldatdı. Hazret-i Osmânın şehîd edilmesine sebeb oldu. Büyük bir fitne ve felâket ortaya çıkardı. Bu yüzden, milyonlarca müslimân kanı akdı. Bu (Sebe’cilik), sekizinci asrda (Hurûfîlik) ismini aldı. İslâm i’tikâdını, islâm ahlâkını bozan kitâblar yazıldı.

Bundan başka, 1150 [m. 1737] senesinde ingilizlerin Hicâzda meydâna çıkardıkları vehhâbîlik sapıklığı, Arabistânda yayıldı. Birinci cihân harbinde müslimânlara karşı olan İngilizler, 1351 [m. 1932] de, Hicâzda bir vehhâbî devlet kurdu. İslâmın mukaddes iki şehri olan Mekkeyi ve Medîneyi Osmânlılardan alıp, bunlara verdi. Böylece, İslâmiyyeti içinden kemiren, bir fitne dahâ yayılmağa başladı. Ancak, (Ehl-i sünnet) âlimlerinin kitâblarına sarılan müslimânlar, bu fitneden kendilerini kurtarabilmekdedir.

Son günlerde, sapık kitâbların yurdumuzda yayınlanarak, bölücülük yapmağa başladıkları görülüyor. Kuzu postuna bürünmüş kurt ve zehrlenmiş bal gibi, gençlerin îmânlarını yok etmek için hâzırlanmış olan bozuk kitâblardan çok tehlükeli kısmları alarak, vesîkalarla çürütmeği, yalan ve iftirâlarını ortaya koymağı düşündük. Bunun için, Allahü teâlânın lutfüne ve yardımına sığınarak (Birleşelim ve Sevişelim) kitâbını hâzırladık. Baskısının yapılmasını nasîb eden Rabbimize sonsuz hamd ve senâlar olsun! Genç kardeşlerimizin bu kitâbımızı okuyarak, hakkı bâtıldan, doğruyu yanlışdan ayırabileceklerini, böylece, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğru yola sarılacaklarını ümmîd ediyoruz. Bu se’âdete kavuşmaları için, Allahü teâlâya düâ ediyoruz.

BİRLEŞELİM ve SEVİŞELİM

1 — İslâm düşmanları, müslimân yavrularını aldatmak için, çeşid çeşid kitâblar yazıyorlar. Vehhâbîler, mezheblere inanmıyorlar. Dînimizde, insanların ayrı ayrı mezheblere bölünmesini tecvîz eden hiçbir kutsal emr yokdur, diyorlar. Mezheb ne demek olduğunu bilmiş olsalar, böyle konuşmazlardı. Câhillik gibi yüzkarası olamaz. Câhillikle, dîne ve Kur’ân-ı kerîme de dil uzatıyorlar. Vehhâbîlerin bu yazılarına, (Kıyâmet ve Âhıret) kitâbının (Müslimâna Nasîhat) kısmında, uzun cevâb verilmişdir.

2 — Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” zemânında, müslimânlar arasında anlaşmazlık yokdu. Feth sûresinin son âyeti, Eshâb-ı kirâmın devâmlı ve çok sevişdiklerini bildiriyor. Bu sevişmelerinin, Resûlullahın vefâtından sonra da devâm etdiğini, Allahü teâlâ haber veriyor. Resûlullah vefât ederken gözyaşları ile Onun başucunda bekliyen, hazret-i Âişe idi. Resûlullah ölünce, Eshâb-ı kirâmdan hiçbiri post kavgası yapmadı. İktidârı ele geçirmeği düşünmediler. İslâm düşmanları, dört halîfenin seçimini, kâfir krallarının, diktatörlerin, ihtilâlcilerin, hükûmetleri ele geçirmelerine benzetiyorlar. Hâlbuki, dört halîfeye dil uzatmak şöyle dursun, onların her hareketi, müslimânlar için bir seneddir, vesîkadır. Resûlullah, (Dört halîfemin yoluna sarılınız!) buyurdu. Emevî ve Abbâsî halîfeleri içinde, zâlim, fâsık olanlar vardı. Fekat hiçbiri kâfir değildi. Hiçbiri islâm düşmanı değildi. Hepsinin halîfeliği, islâmiyyete uygun idi. Onlar, fransız cumhurbaşkanı seçilmesi kanûnuna göre değil, Allahü teâlânın emrine göre seçilmişlerdi. Bu emrlere inanmıyan, Onların seçilme tarzını elbet beğenmez. Hazret-i Mu’âviyenin “radıyallahü teâlâ anh” verdiği hürriyyet o kadar çok idi ki, şimdi demokrasi adı ile idâre edilen sosyalist memleketlerdeki diktatörlerde, Onun hilm ve sabrı görülemiyor. Bir çıkarı yüzünden sinirlenen şâ’ir, halîfeye karşı:

(Ey Mu’âviye! Biz de senin gibi insanız. Adâletden ayrılma!) demekden çekinmemişdir. Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” vâlîleri, kumandanları da haksız yere müslimân kanı akıtmışdı. Vâlîsinin yapdığı yanlış hareketden dolayı hazret-i Mu’âviyeye “radıyallahü anh” karşı dil uzatılamaz!

3 — Kur’ân-ı kerîm (Vahy-i metlû)dur. Ya’nî, Cebrâîl aleyhisselâm adındaki bir melek, bildiğimiz kelimeleri ve harfleri okumuş, Resûlullah da “sallallahü aleyhi ve sellem”, bunları işitdiği gibi ezberlemiş ve Eshâbına okumuşdur. Böyle olduğunu bildiren âyet-i kerîmeler çokdur. Bu âyet-i kerîmelere yanlış ma’nâ veren bölücülerin kitâblarına aldanmamalıdır.

4 — Ba’zıları, (Kurânda 6666 âyet vardır. Şimdi elde mevcûd olanlarda ise, 6234 âyet var. 432 âyeti, halîfe Osmân yok etmişdir. Osmân, Hâşimîlerin üstünlüklerini bildiren âyetleri, Kur’âna yazdırmadı. Kur’ânı, Hâşimî lügatinden, Kureyşî lügatine çevirdi) diyorlar.

Bu sözlerine de kendi kitâblarını vesîka olarak gösteriyorlar. Hâlbuki, Kur’ân-ı kerîmde, altıbinikiyüzotuzaltı (6236) âyet olduğunu, hazret-i Alî haber vermekdedir ve bunu, büyük âlim Ebülleys-i Semerkandî hazretleri (Bostân-ül-ârifîn) kitâbının yüzkırksekizinci maddesinde yazmakdadır.

Ba’zı mushaflarda, birkaç kısa âyet bir arada, bir uzun âyet olarak yazılıdır. Bunun için, âyet sayıları başka olmakdadır. Bu değişiklik, âyet-i kerîmelerin değişmiş olması demek değildir.

(Tuhfe-i isnâ aşeriyye) kitâbında buyuruyor ki; üç halîfeye yapılan bu çirkin iftirâya karşı en güzel cevâbı, Allahü teâlâ veriyor. Hicr sûresinin dokuzuncu âyetinde meâlen, (Bu Kur’ânı sana biz indirdik. Onu biz koruyucuyuz) buyuruldu. Allahü teâlânın koruduğunu hiçbir insan bozabilir mi? Onların bu sözü, hazret-i Osmânı, Allahü teâlâdan dahâ güçlü bildiklerini gösteriyor. Hâlbuki, onlar her fırsatda, üç halîfeyi kötülemekdedir. Burada hazret-i Osmânı, Allahü teâlâya ortak yapacak kadar yükseltiyorlar.

Îrândaki din adamlarından Küleynî, Hişâm bin Sâlimin ve Muhammed bin Hilâlînin, Kur’ân değişmişdir, dediklerini yazıyor. Ehl-i sünnet âlimleri de, Allahü teâlânın meâlen, (Kimse Kur’ân-ı kerîmi değişdiremez) buyurduğunu yazıyor. Fussilet sûresinin kırkikinci âyet-i kerîmesinde meâlen, (O Kur’âna hiç bir tarafdan değişiklik gelmez. Çünki Onu, her işi hakîm ve mahmûd olan indirmişdir) buyuruldu. Allahü teâlânın koruduğu birşeyi kim değişdirebilir? Peygamberimizin, Kur’ân-ı kerîmi, indiği şeklde bildirmesi vâcib idi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” zemânında, bir kimse müslimân olunca, önce Kur’ân-ı kerîmi öğrenirdi. Her öğrenen başkalarına öğretirdi. Resûlullahın huzûrunda, Kur’ân-ı kerîmi ezberlemiş binlerce müslimân vardı. Ba’zı gazâlarda, yetmişden çok Kur’ân hâfızının şehîd olduğu, târîh kitâblarında yazılıdır. Bu güne kadar, dünyânın her tarafında, İslâm memleketlerinde, yüzbinlerce hâfız yetişdi. Bunların Kur’ân okumaları büyük ibâdet idi. Her müslimân, nemâzda ve nemâz dışında, ezberden Kur’ân-ı kerîm okumakdadır. Her müslimân çocuğu, mektebe başlayınca, ona herşeyden önce, Kur’ân-ı kerîmden parçalar ezberletilir. Kur’ân-ı kerîm, Küleynînin kitâbı ve Ebû Ca’fer Tûsînin Tezhîb kitâbı gibi değildir ki, sandıklarda kilidli bırakılıp, tenha zemânlarda birkaç kişi gizlice okusun! Hâlbuki, şî’îlerin bütün kitâblarında yazıyor ki, Ehl-i beyt-i nebevînin ve oniki imâmın hepsi, bu Kur’ân-ı kerîmi okurlardı. Dosta, düşmana, sened olarak, bu Kur’ânı gösterirlerdi. Bunun âyetlerini tefsîr ederlerdi. İmâm-ı Hasen-i Askerînin tefsîri diyerek sakladıkları tefsîr kitâbı, bu Kur’ânın tefsîridir. Oniki imâm, çocuklarına, kadınlarına, talebelerine, hep bu Kur’ân-ı kerîmi öğretirlerdi. Nemâzda, bu Kur’ânı okumalarını emr ederlerdi. Bunun içindir ki, şî’î âlimlerinden şeyh ibni Bâbeveyh, (İ’tikâdât) kitâbında, bu yoldan hazret-i Osmâna “radıyallahü teâlâ anh” saldırmanın yanlış olduğunu bildirmişdir.

5 — Bir zındık, Kur’ân-ı kerîmi yıllarca incelemiş, altmışbeşden fazla yerde (Salât) kelimesini görmüş. Salât düâ demek olduğu için, gece gündüz her zemân salât yapılır demiş. Nemâz demek olan salât kelimesi ile düâ kelimesini karışdırmış. Türkçe, (Dürr-i yektâ şerhi) kitâbının otuzsekizinci sahîfesinde diyor ki, (Son zemânlarda, ba’zı zındıklar, tekke şeyhi olduklarını söyliyerek, gençleri aldatıyorlar. Küfre sebeb olan i’tikâdları, islâmiyyet olarak ileri sürüyorlar. Âyet-i kerîmelerde ve hadîs-i şerîflerde yazılı olan (Salât) kelimesi, böyle yatıp kalkmak demek değildir. Zikr ve Murâkabe demekdir. Ya’nî, Allahın ismini söylemek ve oturup, gözlerini kapayıp, Allahın varlığını, büyüklüğünü düşünmekdir, diyorlar. Hâlbuki, zikr Allahü teâlâyı kalb ile hâtırlamak olup, çok zordur. Nemâz kılmak, zikr yapmağı kolaylaşdırır. Murâkabe, Allahü teâlânın her an insanı görmekde ve bilmekde olduğunu düşünmekdir. Bu da, nemâz kılmak ile hâsıl olur. Zındık, nemâz ile hâsıl olacak şeyleri ileri sürerek, nemâzı inkâr etmekdedir. Nemâzı inkâr eden kâfir olur. İnanıp, tenbellikle kılmayan fâsık olur. Kılmağa başlayıncıya kadar habs olunur. Her müslimânın beş vakt nemâzın farzlarını, vâciblerini, müfsidlerini herşeyden evvel öğrenmeleri lâzımdır. Özrsüz kılmadığı nemâzları hemen kazâ etmek de farzdır. Kazâ kılmağı gecikdirmek de, nemâzı vaktinde kılmamakdan dahâ büyük günâhdır. Yedi yaşındaki çocuğa nemâzları yanında kıldırarak öğretmek, on yaşında kılmaz ise, eli ile üç kerre hafîf vurarak kıldırmak lâzımdır). Düâ her zemân yapılır. Beş vakt nemâz vaktleri ise, bellidir. Mi’râc gecesini anlatan (Buhârî) hadîsinde uzun bildirilmişdir. Beş vakt nemâzı emr eden hadîs-i şerîfler pek çokdur. Sevgili Peygamberimiz, en sıkıntılı zemânlarında, muhârebelerde, beş vakt nemâzı kılar ve kılmak için herkese emr ederdi. Ölüm hastalığında bile, emekliyerek câmi’e gelip, hazret-i Ebû Bekri “radıyallahü teâlâ anh” imâm yapdı. Hazret-i Ebû Bekrin arkasında nemâz kıldı.

Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfler, düânın gizli de, açık da yapılabileceğini bildiriyorlar. Fekat, beş vakt nemâzın câmi’lerde cemâ’at ile kılınması emr edildi. İslâm düşmanları, düâların gizli yapılmasını bildiren âyet-i kerîmeleri yazarak câmi’lerde cemâ’at ile nemâz kılınmasını yok etmek istiyorlar. Biz yalnız Kur’ân-ı kerîme uyarız dedikleri hâlde, İncîlden, Tevrâtdan da, nemâz kılınmaması için vesîka çıkarıyorlar. Bugün yeryüzünde bulunan uydurma İncîllerdeki yazıları ileri sürerek, beş vakt nemâzı ortadan kaldırmağa, yelteniyorlar. Farz nemâzları kılarken, riyâ, gösteriş tehlükesi olsa da, yine farzları câmi’de kılmak lâzımdır. Câmi’ler nemâz kılmak için yapıldı. Müslimânlar, yeni türeyen sapıkların, din düşmanlarının uydurma kitâblarına aldanmazlar. Hâlis müslimân olan babalarından, dedelerinden öğrendikleri gibi doğru ibâdet ederler. Kâfirler, sapıklar, babalarından gördükleri bozuk yolda gider. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde böyle kâfirleri kötüliyor. Müslimânlara da, bilmediklerinizi bilenlerden sorup öğreniniz, diye emr ediyor.

6 — Mezhebsizler, sözbirliği yapmış gibi, hep Ehl-i sünnetin dört mezhebine çatıyorlar. (Mezheb) nedir, bir dürlü anlıyamıyorlar.

İnanılacak bilgilerde, mezheb ayrılığı olmaz. Dünyânın her yerindeki müslimânların inançlarının, hep Resûlullahın ve Eshâb-ı kirâmın inançları gibi olmaları lâzımdır. Başka dürlü inanan, yâ sapık olur, yâhud kâfir olur. Doğru inananlara, ibâdet yaparken ve dünyâ işlerinde, lâzım olan bilgilerden ba’zısı, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemişdir. İşte böyle, açık bildirilmiyen şeyleri, islâm âlimlerinin anladıkları gibi kabûl etmek lâzımdır. Böylece, derin bir âlimin anladığına uyan kimse, Onun mezhebindedir. Müslimânların, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işleri, sapıkların, din düşmanlarının uydurdukları gibi değil, her sözü ve her işi Kur’ân-ı kerîme uygun olan derin bir islâm âliminin anladığı gibi yapması elbet uygundur.

Sonraki