Nasıl Aranır?
Nasıl Aranır?
İçindekiler
İçindekiler
Sonraki sayfa
Sonraki sayfa
Önceki sayfa
Önceki sayfa
Sonraki isabet
Sonraki İsabet
Önceki isabet
Önceki İsabet
Bu kitabı ara
Ara
Ana Sayfa
Ana Sayfa


Ö N S Ö Z

Allahü teâlâya hamd olsun! Resûlullaha salât ve selâm olsun! Onun temiz Ehl-i beytine ve âdil, sâdık, mücâhid Eshâbının herbirine, hayrlı düâlar olsun!

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, ümmetinin yetmişüç fırkaya ayrılacağını, bunlardan yetmişiki fırkadakilerin, îmânları bozuk olduğu için, Cehenneme gideceklerini, geri kalan bir fırkadakilerin îmân sebebi ile Cehenneme girmiyeceklerini bildirdi. Bu yetmişiki fırkanın en kötüsünün Eshâb-ı kirâma iftirâ edenler, onları sevmiyenler olduğunu, İmâm-ı Rabbânî (Mektûbât) kitâbında bildirmekdedir. Bunlar, Peygamberimizin Eshâbının “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” çoğuna düşmandırlar. Onları kötülerler. Bunların ne oldukları, ne zemân ve nasıl meydâna geldikleri, nasıl çalışdıkları, islâmiyyete yapdıkları zararlar, bu kitâbımızda bildirilmişdir.

İslâm târîhinde kanlı olaylara sebeb olan ve kardeşi kardeşe düşman eden bu sapık kimseler, zemân zemân azdı ise de, İslâm sultânlarından Timûr hân ve Yavuz Sultân Selîm hân, bunların cezâlarını vermiş, kıpırdayamıyacak bir hâle getirmişlerdir. Fekat, su uyur, düşman uyumaz. Azîz vatanımızda, asrlardan beri râhat râhat ibâdetlerimizi yaparken, son senelerde bunların ism değişdirerek ötede beride baş kaldırdıkları, konuşmalar yapdıkları, ingiliz ve yehûdî kâfirlerinin teşvîk ve yardımı ile, kitâb ve mecmû’a çıkarmağa başladıkları görülmekdedir. Milleti aldatmak ve gençlerin temiz îmânlarını sinsice bozmak için çalışıyorlar. Bölücülük yapıyorlar. Vatandaşları birbirine düşman ediyorlar. Hâlbuki, dînimiz, sevişmemizi, bütün insanlara iyilik etmemizi emr etmekdedir.

Din kardeşlerimizin gönderdikleri kitâb ve gazeteler arasında, ikisine şaşırdık kaldık. Bunlarda, Abdüllah bin Sebe’ ismindeki Yemenli bir yehûdî dönmesinin yolunda olan ve (Hurûfî) denilen kimselerin iğrenç iftirâlarını ve uydurdukları yalanları gördük. Okuyunca, tüylerimiz ürperdi. Müslimânların ve hele körpe yavruların, bu alçak iftirâları işiterek, sâf kalblerinin lekeleneceğini, hâlis îmânlarının sarsılacağını düşünerek uykumuz kaçdı. Bu zararlı yazılarını bildirip, herbirini, en kıymetli kitâblardan aldığımız sağlam vesîkalarla çürütmek istedik. Böylece, kırkdört maddelik bir kitâb meydâna geldi. Akllı, insâflı ve anlayışlı gençlerin, bu kitâbımızı dikkat ile okuyunca, vicdânlarından gelen mukaddes sese uyarak bölücülere aldanmıyacaklarını kuvvetle ümmîd ediyoruz. Abdüllah bin Sebe’ yehûdîsinin bölücü ve yıkıcı sözlerine aldananlar, zemânla azalmakda iken, Fadlullah isminde Îrânlı bir zındık tarafından, ilâveler yapılarak, (hurûfîlik) ismi altında yayılmaya başladı ve şâh İsmâ’îl Safevî tarafından desteklendi ise de, sünnî ve şî’î müslimânları aldatamadılar.

Allahü teâlâ, hepimizi, Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” bildirdikleri doğru îmândan ve bu büyüklerin ışıklı yolundan ayırmasın! Mukaddes dînimizi dünyâ kazançlarına âlet eden câhillerin yalanlarına, iftirâlarına aldanmakdan korusun! Sevişerek, elele vererek, dînimizin ve kanûnlarımızın gösterdiği yolda çalışmamızı, mubârek vatanımızda râhat ve huzûr içinde kardeş olarak yaşamamızı nasîb eylesin! Âmîn.

Kâfirin topu çok, hîlesi çok, azâbı çokdur.
Mü’minin ilmi çok, hayâsı çok, râhatı çokdur.

__________________

Yeri, gökü yaratan, ağaçları donatan,
Çiçekleri açdıran, bir Allahdır, bir Allah!
Allah her yerde hâzır, ne yaparsan O görür.
Ne söylersen işitir, vardır, birdir, büyükdür.
Biz Allahı severiz, her emrini dinleriz,
Beş vakt nemâz kılar, Ona ısyân etmeyiz.
Bizlere akıl verdi, doğru yolu gösterdi,
İslâmiyyete uymayan, ateşde yanar dedi.
Kur’âna îmân eden, Peygamberi izleyen,
Dünyâda mes’ûd olur, Cehennemden kurtulur!
Mü’min iyi huyludur, herkes ondan memnûndur.

ÎMÂN İLE ÖLMEK İÇİN KARDEŞİM EHL-İ BEYT İLE ESHÂBI SEVMELİSİN

Elimize bir mecmû’a ile, bir kitâb geçdi. Birisi, 1967 sonbehârında basılmış bir mecmû’a idi. Sahîfeleri, siyâsî ve târihî yazılarla dolu idi. Bu yazılar şaşılacak birşey değildi. Herkes düşüncesinde hürdür. Fekat, birkaç sahîfesi, hazret-i Osmân zemânındaki, Yemenli bir yehûdî dönmesinin sözleri, yalanları ve iftirâları ile dolu idi. Eshâb-ı kirâma “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” dil uzatıyor. Müslimânların kalblerine zehrli hançer saplıyordu. Bu kasdlı yazılar, bir düşünce değildi. Yıkıcı, bozguncu propaganda idi. Bir suçdu. Koyun postuna bürünmüş, kurt hikâyesini andırıyordu. Gençler bunları okuyup doğru sanacaklar, kardeşler, birbirlerine düşman olacaklardı. Ahbâblarımızın bizi zorlamakda haklı olduklarını anlamış olduk. Sevgili vatandaşlarımızı uyandırmak, doğruyu yalandan ayırmak vazîfesi karşısında bulunduğumuzu anladık.

Kitâba gelince, beyâz kâğıda basılmış, bez cildli, altın yaldızlı, ilgi çekici bir de ism taşımakda idi. 1968 de İstanbulda basılmış. Öndeki fihristi kitâb hakkında bilgi verecek şeklde değildi. Sahîfelerini çevirdik. Bir ilmihâl kitâbı idi. Hem de, ince mes’elelere dalmış. Bunların içinden nasıl çıkabildiği merak edilecek şeydi. Bir de ne görelim? Hazret-i Osmân zemânındaki, Abdüllah bin Sebe’ ismindeki, Yemenli bir yehûdî dönmesinin sözleri, çok kimsenin anlıyamıyacağı bir kılığa sokulmuş. Sinsice sahneye çıkarılmışdı. Yâ Rabbî! Bu ne cinâyet idi. Gençliğe, şekerle kaplanmış bir zehr sunulmakda idi. Hem de, çok emek verilmiş. Mehâret ile hâzırlanmış. Fekat, dozajı pek fazla! Buna da cevâb vermek lâzım göründü. Hattâ farz oldu. Çünki, (Savâ’ık-ul-muhrika) kitâbının ilk sahîfesinde yazılı olan hadîs-i şerîfde, Peygamberimiz: (Fitne ve fesâd yayıldığı, müslimânlar aldatıldığı zemân, doğruyu bilenler, herkese anlatsın! Anlatmazsa, Allahü teâlânın ve meleklerin ve bütün insanların la’neti onun üzerine olsun!) buyurmakdadır.

Önce, sonbehâr mecmû’asında bulunan hurûfînin yalanlarına cevâb vermek için, Allahü teâlâya sığınarak yazmağa başlıyoruz:

1 — (Hazret-i Muhammed, Ebû Süfyânlarla ve diğer tarafdan inanmamış Mekke eşrâfı ile mücâdele etdi ise, hazret-i Alî de, kendi zemânında, aynı inanmamışlarla mücâdele etdi. Zâten hazret-i Alîye münkirlerin kin ve adâveti, tâ o zemândan geliyordu) diyor.

Hurûfîlerin iftirâlarına, islâm âlimleri kıymetli cevâblar vermiş, bu konuda sayısız kitâblar yazılmışdır. Bunlardan biri, Hindistânda yetişen islâm âlimlerinin büyüklerinden, Şâh Veliyyullah-i Dehlevînin (İzâle-tül-hafâ an hilâfe-til-hulefâ) kitâbıdır. Fârisî ve Urdu tercemesi birlikde iki cilddir. 1382 [m. 1962] de Pâkistânda yeniden basılmışdır. Eshâb-ı kirâmın hepsinin üstünlüklerini çok güzel ve geniş bildirmekdedir. Biz burada, (Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye) kitâbından terceme ederek cevâb vereceğiz. (Tuhfe), Abdül’azîz-i Ömerî Dehlevî tarafından fârisî olarak yazılmışdır. Bu âlim, Şâh Veliyullah Ahmed Dehlevînin oğludur. 1239 [m. 1824] senesinde Dehlîde vefât etmişdir. (Tuhfe) kitâbı, İstanbul Üniversitesi kütübhânesinde 82024 numarada vardır. Urdu tercemesi Pâkistânda basılmışdır. Abdül’azîz-i Dehlevî buyuruyor ki:

Ebû Sa’îd-i Hudrî hazretlerinin rivâyet etdiği hadîs-i şerîfde, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” hazret-i Alîye karşı buyurdu ki, (Ben Kur’ân-ı kerîmin inmesi üzerinde dövüşdüğüm gibi, sen de, te’vîli üzerinde dövüşeceksin). Bu hadîs-i şerîf, Ehl-i sünnetin haklı olduğunu göstermekdedir. Çünki Deve ve Sıffîn muhârebelerinde, Kur’ân-ı kerîmin te’vîli üzerinde, ya’nî ictihâdlarda ayrılık olduğunu bildiriyor. Bu hadîs-i şerîfi, Ehl-i sünneti red etmek için söylemeleri, pek câhil olduklarını göstermekdedir. Çünki bu hadîs-i şerîf, hazret-i Alî ile harb edenlerin, Kur’ân-ı kerîmin te’vîlinde hatâ etdiklerini bildiriyor. Kur’ân-ı kerîmi te’vîlde hatâ etmenin küfr olmıyacağını, şî’îler de söylemekdedir.

2 — (Kimi ihtiyârlığından bahs ederek, hilâfet sevdâsında, kimi bî’at etdirmek kavgasında idiler) diyor.

İhtiyârlığından bahs ve hilâfet sevdâsında diyerek, hazret-i Ebû Bekre taş atmakdadır. Hazret-i Ebû Bekrin, Eshâbın söz birliği ile halîfe seçildiği ve hazret-i Alînin, (Biliyorum, Ebû Bekr hepimizden dahâ üstündür) dediği, bütün âlimlerin kitâblarında uzun yazılıdır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hazret-i Ebû Bekri çok def’a emîr yapmışdı. Uhud gazâsından sonra, Ebû Süfyânın Medîneye hücûm edeceği haberi geldi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buna karşı koymak için, hazret-i Ebû Bekri gönderdi. Hicretin dördüncü senesinde de, Benî Nadîr gazvesinde, bir gece hazret-i Ebû Bekri kumandan yapıp, kendisi evine teşrîf buyurdu. Altıncı yılda hazret-i Ebû Bekri emîr yapıp, Kûr⒠kabîlesine karşı gönderdi. Tebük gazâsına gidileceği zemân da, askerin, önce Medîne dışına toplanmasını emr buyurdu. Başlarına Ebû Bekri emîr ta’yîn eyledi. Hayber gazâsında mubârek başı ağrıdığı için, istirâhat buyurdu. Kendi yerine Ebû Bekri vekîl ederek kal’ayı almaya gönderdi. O gün hazret-i Ebû Bekrin çok kahramânlıkları görüldü. Yedinci yılda, hazret-i Ebû Bekrin kumandasında bir orduyu Benî Kilâb kabîlesine gönderdi. Kanlı muhârebe oldu. Çok kâfiri katl eyledi ve çok esîr aldı. Tebük gazvesinden sonra, kâfirlerin Reml vâdîsinde toplandıkları, Medîneye baskın yapacakları işitildi. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bayrağı hazret-i Ebû Bekre vererek, Onu askere emîr yapdı. O da gidip düşmanları perîşan eyledi. Benî Amr kabîlesinde karışıklık olduğu işitildi. Resûlullah öğleden sonra oraya teşrîf buyurdu. Bilâle, (Eğer nemâza yetişemezsem, Ebû Bekre söyle, Eshâbıma nemâz kıldırsın!) buyurdu. Dokuzuncu yılda, hazret-i Ebû Bekri “radıyallahü teâlâ anh” emîr yaparak, Eshâbını hacca gönderdi. Vefât edeceği zemân, perşembe akşamından pazartesi sabâhına kadar, hazret-i Ebû Bekri Eshâbına imâm yapdığını bilmiyen yokdur.

Hazret-i Ebû Bekri emîr yapmadığı zemânlarda, kendisine vezîr ve müşîr yapmışdı. Din işlerinden hiçbirini Onsuz yapmazdı. Hadîs âlimlerinden Hâkim, Huzeyfe-tebni-Yemân hazretlerinden haber veriyor ki, bir gün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Îsâ aleyhisselâm, havârîlerini her yere gönderdiği gibi, ben de dîni ve farzları öğretmek için Eshâbımı uzak memleketlere göndermek istiyorum). (Yâ Resûlallah! Bu işi başaracak Ebû Bekr ve Ömer gibi Sahâbîlerin var) dedik. (Ben onlarsız olamam. İkisi benim gözüm ve kulağım gibidir) buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde buyurdu ki, (Allahü teâlâ, bana dört vezîr ihsân eyledi. İkisi yer yüzünde, Ebû Bekr ve Ömerdir. İkisi de gökde, Cebrâîl ve Mikâîldir.) Sık sık emîr yapılmamak, imâm olmağa ehliyyetsizlik sayılsaydı, hazret-i Hasen ile Hüseyn, imâmete lâyık olmazlardı. Çünki hazret-i Alî halîfe iken, bunları hiçbir harbe ve hiçbir işe göndermedi. Babadan kardeşleri olan Muhammed bin Hanefiyyeyi sık sık emîr yapardı. Muhammede bunun sebebini sorduklarında, (Onlar babamın iki gözü gibidir. Ben ise, eli ve ayağı gibiyim) dedi.

Sonraki